Bendeki değişimlerin sebebi ani hava değişimi mi acaba? diye düşünmeden edemiyorum. İçine kapanık depresif bir ruh hali aldı başını gidiyor. Her gece içli şarkılar ritüelimi yapmazsam olmuyor mesela. Uyuyamıyorum uyuyunca da uyanmak istemiyorum çünkü berbat bir hayatım var. Sıcak yatağımdan kalkmaya değecek bir şey bulamıyorum. Çevremdeki insanlardan soğudum, uzaklaştım. Yalnızdım zaten oldukça şimdi bu yalnızlık hayal kırıklığıyla katlanarak artıyor. 

Bir kurtarıcı gelip beni buradan çekip alacak ve o zaman her şey düzelecekmiş gibi geliyor. Ama o kurtarıcı hala gelmedi. Gelemiyor nerelerde oyalanıyorsa. Belki de hayatımı düzeltecek o kurtarıcı güç içimde. İçimde ki en büyük güç ise uyku. En güzel kaçış noktası diyeceğim ama bu sefer de rüyalar rahat bırakmıyor. Gerçeklerden olabildiğince uzağa kaçmak istiyorum ama başaramıyorum. 

N’olacak benim geleceğim? Bu soruyu sormaktan ve cevap bulamamaktan sıkıldım. 4 yıl içerisinde en iyi anladığım şey ise bu ülkede öğretmen olunabileceğini düşünmek. Çoğunluğun sanat ve bilim düşmanı olduğu bir ülkede öğretmenden aydın ve entelektüel biri olması istenmiyor elbette. Öğretmen okula gitsin gelsin çocuklara matematik öğretsin, öğretmenler odasında dedikodu yapsın, veliyle canciğerkuzusarması olsun, senden iyisi güzeli yok. Ama idealistsen köy köy gezersin yıllarca. Kimsenin gitmek istemediği yerlere medeniyet ve bilimin ışığını götürmek istersin ama halk sana düşman olur. Halk hep öğretmeni hor görür, evet hiçbir şey olamayan öğretmen olur onların gözünde. Öğretmen 3 ay yatar, yatarak para alan hep öğretmendir.

Çocukların o güzel dünyaları, hayalleri ne kadar da kıymetli oysa ki. Bunları körelten ise yine öğretmenler. Bu çocukların içlerindeki güzellikleri gün ışığına çıkarmak isteyen öğretmenlerin ise hep önü kapatılmıştır ya da onlar da sistem kurbanı olmuştur. 

Bu gerçeklerin değişeceğine kesinlikle inanmıyorum. Belki lüks semtlerdeki okullar çok güzel, öğretmenler çok iyi, hayat zaten onlara güzel. Peki ama halk? Bu kafayla giderse Türk halkı yerinde saymaya devam edecek. Ve kendini mesleğine adamış güzel insanlar da harcanıp gidecek adı vatan ve millet olan şeyler uğruna. 

Bundan elli yıl kadar önce, Virginia Woolf adında bir kadın, Richmond’dan Waterloo’ya giden bir trenin kompartımanında, adını bilmediğimiz bir kadının karşısına oturmuştu. Kadının adını Bayan Woolf da bilmediğinde ona Bayan Brown adını takmıştı. 
Bayan Woolf’un dediği gibi “Bayan Brown ebedi ve ezelidir. Bayan Brown insanın doğasıdır. Bayan Brown sadece yüzeyde değişir, içeri girip çıkanlar romancılardır. O, orada öylece oturur.”

Ursula K. Le Guin- Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar

Karamsarlıkların arasından parlayan bir ışık çıkabiliyor beklenmedik bir anda. Evet hayat çok saçma, çok anlamsız, çok hayalsiz derken bazen de bir gülümseme oysa ki. 

Ben hiçbir zaman hayallerime ulaşamadım. Büyük bir sanatçı olamadım mesela. Hippie bir sevgilim de olmadı çantalarımızı sırtlanıp özgürce gezebileceğim. Hayallerimdeki yerleri hep televizyonlardan izledim, bir gün gidersem diye küçük notlar bile aldım.

Uzaktan bakınca inandığım herşeyin sadece benim kurguladığım dünyada varolduğunu gördüm ve gerçekler her geçen gün acımasızca yüzüme vurulmaya başlandı. Beni hayata bağlayan hayallerimdi oysa ki. Mücadele etmemi gerektirecek ve sonunda mutlu olabileceğim hiçbir şey yok artık. Umudumu ve inancımı kaybedince geriye ne kaldı ki? Mutluluk, aşk, gülümsemek, sevinmek nasıl gerçek olabilirdi ki?

Masalları severim.

Masalları severim.

Karşındaki sevdiğini bilmiyorsa bir kuşu bir kelebeği sev daha iyi. — Kararsızkek (@kararsizkek)

suluboyayadevam

suluboyayadevam